Afganistan Sorunu

Dünya Ülkeleri bölümünde yer alan bu konu Ömer Asaf Görür tarafından paylaşıldı.

  1. Ömer Asaf Görür

    Ömer Asaf Görür Yeni Üye

    9. yüzyılın ikinci yarısında Samaniler'in eline geçen Afganistan, 10. yüzyılda Gazneliler'in yönetimine girdi. Gazneliler'den sonra Moğollar'ın işgaline uğrayan Afganistan toprakları, 18. yüzyılın başlarına kadar sürekli el değiştirdi.

    1736 yılında İran'da tahta çıkan Nadir Şah birkaç yıl içinde Afganistan'ı topraklarına kattı. Nadir Şah'ın bir ayaklanma sırasında öldürülmesinden sonra kurduğu devlet, iç çatışmalara sürüklendi ve topraklarını büyük bir hızla yitirdi. Nadir Şah sonrasında, baş muhafız Ahmet Han Abdali bazı aşiretler tarafından şah seçildi ve Ahmed Şah Dürrani adıyla hükümranlığını tüm Afganistan'a kabul ettirdi. Egemenliği Keşmir'den Delhi'ye, Ceyhun'dan Umman denizine kadar öyle genişledi ki, Afgan İmparatorluğu 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlılar'dan sonra en büyük İslam devleti oldu.

    Ancak kısa süreli bir ömrü olan İmparatorluk büyük bir iç savaşın içine sürüklendi. Bu iç karışıklıklardan faydalanan İngiliz kuvvetleri Afgan topraklarını işgal ettiler. Bu dönemden sonra İngiltere ve Rusya'nın dış müdahaleleri nedeniyle bir türlü uzun soluklu bir yönetime kavuşamayan ve iç çatışmalardan kurtulamayan Afganistan, 1929 yılında iktidara gelen Muhammed Nadir Han döneminde kısa süreli bir istikrar sağladı. Ancak Rusya Afganistan'ın iç işlerine sürekli müdahale ediyor, iktidardaki yönetimleri kontrol altında tutmayı istiyordu. Bu ilişki o kadar güçlüydü ki, Rusya'daki Bolşevik yönetimini ilk tanıyan ülke Afganistan olmuştu. Sovyetler Birliği'nin de etkisiyle 1973 yılında bir darbe gerçekleşti. Batı yanlısı Zahir Şah devrildi ve yerine Davud Han iktidara geldi. Bu tarihten itibaren Marksist bürokrat ve subaylar Afganistan yönetiminde etkili olmaya başladılar, önemli görevlere getirildiler. Ancak Davud Han Rus etkisinden kurtulup, İslam ülkeleriyle yakınlaşmak istiyordu. Pakistan'la yaptığı anlaşmalar, ülkede etkinliği artan komünist örgütlerin birleşmesine neden oldu. Zaten İslam ülkeleriyle olan bu yakınlaşmanın Rusya'nın tepkisiyle sonuçlanacağı belliydi. 1978 yılında ordudaki komünist generallerin ve bazı komünist sivillerin organize ettiği Sovyet destekli kanlı bir darbe gerçekleşti. Davud Han'ın tüm ailesi, yakınları öldürüldü. Darbeciler ülkeyi komünist bir rejimle yöneteceklerini ilan ettiler. Dahası, dine karşı zalim bir savaş başlattılar. Afgan komünistler aslında Sovyetler Birliği'nin paralı birer maşasından başka bir şey değildiler. Moskova'dan gelen "danışman"ların direktifleriyle hareket ediyor, onların gösterdiği şekilde kendi halklarına karşı kitle katliamları gerçekleştiriyorlardı. Tüm bunlar, Moskova'dan yönetilen uygulamalardı. Gerçekte Afganistan'daki tüm iç karışıklık, Sovyetler Birliği'nin önceden planladığı bir gelişmeydi. Sovyet yönetimi, Afganistan'daki komünistlere darbe yaptırmayı, sonra da bu sözde "demokratik" rejimi korumak bahanesiyle ülkeyi işgal etmeyi önceden kararlaştırmıştı. Moskova'yı bu plana iten neden ise, bugün pek çok siyasi tarihçinin kabul ettiği üzere, o dönemde giderek yayılan İslam'ın komünistler tarafından bir tehlike olarak görülmesiydi.

    Sonunda komünist Afgan rejimine karşı Müslüman mücahitlerin düzenlediği direnişi bahane eden Kızıl Ordu, 27 Aralık 1979'da Afganistan'ı işgal etti. Bu işgalle birlikte Afgan halkına karşı uygulanan vahşetin de çapı büyümüş oldu. Kızıl Ordu tam 10 yıl işgalci bir güç olarak ülkede kaldı. Mücahit grupların Kızıl Ordu'ya karşı başlattığı haklı direnişi ise, en zalim ve acımasız yöntemlerle bastırmaya çalıştı. Kızıl Ordu, Afganlı Müslümanlara karşı en alçakça yöntemleri kullandı: Afgan çocuklarının oyuncak sanarak ellerine almalarını sağlamak için "oyuncak şekilli mayınlar" yapılıyor, yakalanan mücahitlere korkunç işkenceler uygulanıyor, sivil halk tereddütsüz bombalanıyordu. Tek tek kişi takip etmek yerine köyleri bombalayarak toplu katliamları tercih ediyorlardı. Rus yönetiminin vahşetlerden biri de Lağman katliamıdır. Kabil'in kuzeydoğusundaki bu güzel kentin tüm köyleri haritadan silindi. Nüfusun hemen hemen tamamı öldürüldü. Sadece Karga bölgesinde, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 1.500 kişi öldürüldü. Sadece insanlar değil, köpeklere varıncaya kadar tüm hayvanlar da öldürülmüştü. Tüm evler yağmalandı, mutfaktaki çay ve şekerlere kadar gasp edildi. Kızıl Ordu askerleri, içinde kadın ve çocukların bulunduğu baraka evlerin üzerinden tanklarla geçtiler. Ceset parçaları tankların zincirleri arasında göze çarpıyordu. 10 yıl süren Kızıl Ordu işgalinin sonunda, on binlerce ölü, bir o kadar da sakat geride kaldı. Bugün Afganistan, dünyanın en çok takma kol ve bacak imal edilen ülkesidir.

    Sovyetler'in geri çekilmesinden sonra ise, istikrarsızlığa sürüklenen Afganistan, kanlı bir iç savaşa tutuştu.

    1998 yılında iktidarı ele geçiren Taliban yönetimi ile birlikte siyasi bir düzen ve toplumsal barış ve huzur sağlanamadı. 7 Ekim 2001 tarihinde de Amerika "Ebedi Özgürlük Harekatı" adı altında Afganistan'ın pek çok şehri yerle bir edildi. Amerika'nın ülkeye yaptığı saldırı 2001'den bu yana devam etmektedir. Ancak askeri kontrolü ele geçirilmiş olan birçok bölge yavaş yavaş Taliban tarafından tekrar geri alınmaktadır.