2012 ve Geleceğe Dair Kehanetler

Garip Olaylar bölümünde yer alan bu konu hacercan tarafından paylaşıldı.

  1. hacercan

    hacercan Üye

    2012, mayalar, kıyamet, 3. dünya savaşı, küresel ısınma, 11 eylül saldırıları, 17 ağustos depremi...

    Daha birçok şey sayılabilir gelecekle ilgili bir kaynakta remzi geçen olaylar olarak.

    İnsanlığın tarih boyunca en çok önem verdiği ve merak ettiği şeydir "gelecek".

    Devletler gelecek planı yapar, tüccarlar yatırım hesabı, insan kendi kaderinin peşindedir.

    Bu yazıda gelecekle ilgili söylenmiş, yazılıp çizilmiş olayları aktaracağız. Yalnız yorum katmadan. Çünkü hiç birisinin tam doğruluğu kesin bilinmiyor ve gelecekte olduğunda ispatlanamıyor da.

    Ayrıca dini ve din dışı olduğu üzerine de yorum yapmayacağız. Çünkü öyle yerler varki, dinin içinde gibi duruyor, öyle yerlerde varki, herhangi bir inanca bağlı olmadan veya kaynağını dini verilerden almadan kişilerin düşünceleri veya tahminleri. Buna Kısaca Kehanet demişler.

    Kehanetlerde neler yokki ;

    İstanbul yeniden başkent olacak.

    3. Dünya Savşı çıkacak.

    Avrupa batacak.

    İsrail imparatorluğu kurulacak

    ...

    Biz biliyoruz ki asıl işin iç yüzünü ve gerçeğini Allah bilir.

    Sizi gelecek ile ilgili yazılar ile başbaşa bırakıyoruz.

    ANKARA’NIN BAŞKENT OLACAĞI MÜJDESİ:

    Ankara, 13 Ekim 1923 tarihinde başkent olmuştu. Aradan 77 yıl geçti. Ankara’nın başkent oluşunun ilginç yönlerinden biri de, bu olayın, çok daha önceden, Müştâk Baba adlı bir mutasavvıf şair tarafından sembolik dille müjdelenmesidir. Müştâk Baba 1832’de vefat ettiğine göre, bu müjdeli şiirini olaydan en azından 91 yıl önce; hatta, belki de bir yüzyıl kadar önce, yazmış olmalıdır. Bu müjde bir yana; daha da eskiye gidilirse; 400 yıl önce, 1429/30’da vefat eden Hacı Bayram Velî’nin bir şiirinde sembolik dille inşası açıklanan kentle simgelenen acaba yine Ankara değil midir?

    Önce, daha yenisinden Müştâk Baba’dan başlayalım. Müştâk Baba kimdir?

    Müştâk Baba, 1759-1832 arasında yaşamış bir sûfî şairdir. Adı Muhammed Mustafa’ dır. Bitlis’ lidir. Soyu Abdülkadir Geylanî vasıtasıyla Hz.Ali’ye dayandırılır. Amcası Şems-i Bitlisî tarafından eğitilmiş, Hasan Şirvanî tarafından aydınlatılmış; Bağdat’ta Nâkibül-eşraf Hasan Efendi ve İstanbul’da Mesnevihan Hoca Neşet Efendi’den yararlanmıştır. Müştâk mahlasını Neşet Efendi takmıştır. Avrupa’dan Hindistan’a çok yer gezmiştir. Uzun yıllar İstanbul’da Eyüp Selâmi Efendi dergâhında kalmış ve II.Mahmud’un has nedimi olmuştur. Eğitime ve bilime çok değer verir. Arapça ve Farsça bilir. Döneminin seçkin kültürlü insanları arasındadır. Vahdet-i vücud anlayışıyla Hakk’ı insanda arar. Mevlânâ hayranıdır. Edebî yönü ve hitabeti güçlüdür. Aruzla yazdığı şiirlerinde sembolik dil kullanmayı sever. Musikî eğitimini Şirvani’den almıştır. İcralara udu ve sesiyle katılacak kadar musikiye aşinadır. Bu niteliği dolayısıyla, postnişin olduğu Kadirîye içinde, musikî ve semaya özel önem veren Müştâkiye şubesi kendi ekolü olarak kurulmuştur. Müştâk Baba, 1832 yılında Bitlis’i ziyarete giderken, konakladığı Muş’ta düşmanları tarafından 75 yaşındayken öldürülür. Şiirlerini kapsayan divanı, ölümünden sonra, 1847 yılında basılmıştır. Yayınlanmamış başka eserleri de vardır.
    İşte bu Müştâk Baba, Ankara’da Hacı Bayram Velî’nin türbesini ziyaret ettiği sırada gelen ilhamla, ileride Ankara’nın başkent olacağını keşfeder. Velîlerin böylesi özelliklerine tasavvufta keşif ve keramet denir. Müştâk Baba bu keşfini, tasavvuf şiirinde istihraç, yani bir şeyin içinden başka bir şey çıkararak, geleceğe ait bir olayı üstü kapalı olarak bildirme yöntemi ile aruzun az kullanılan bir vezni ile şiire döker. Divan-i Müştâk Baba adıyla 1847’de yayınlanan divanının 29. sayfasında yer alan 73 numaralı, Ankara’nın başkent olacağını sembolik dille açıklayan beş beyitlik şiiri şöyledir.

    mef û l ü / fâ i lâ tün / mef û lü / fâ i lâ tün
    1 Me’vâ-yı nâzeninde kimelf olursa efser
    Lâ-büdd olur o me’vâ İslambol ile hem-ser
    2Nun vel kalem başından alınsa nun-i Yunus
    Aldıkta harf-i diger olur bu remz azhar
    3 Miftah-ıSûre-i Kaf serhaddi kaf ta kaf
    Munzam olunmak ister ra-yı Resûl Peygamber
    4 Hay huy ile ahir maksud oldu zahir
    Beyt-i veliyy-ül-ekrem el-hâc iyd-i ekber
    5 Ey pâdişah-ı fahham sultan Hacî Bayram
    Ruhan ister ikrâm Müştâk abd-i çâker

    Müştâk Baba Divanı’nın mevcut nüshalarında bazı küçük farklar vardır. Örnek olarak; 1.beyitte, Me’vâ yerine Mah (ay); 2. Beyitte, Nun vel-kalem yerine Nun-u kalem ve Olunmak yerine Alınmak; 5.beyitte, Ruhan yerine Rûhâni ve abd-i çaker yerine abd-i ahkar gibi. Ayrıca, şiirin 3.beyitindeki ilk mısrada bir hece eksik olduğu ve sanki “kaf ta kâf” olması gerektiği; 4.beyitte her iki mısrada ve 5. beyitte son mısrada vezin bozukluğu olduğu söylenebilir. Ancak, hataları Müştâk Baba’ ya yüklemek yerine, benzerlerinde görüldüğü üzere, divanın basımı sırasında el yazısından aktarma işlemi veya dizgide mürettip yanlışları olabileceğini düşünmek belki de daha doğru olur.
    Müştâk Baba’nın sembolik dille yazmış olduğu bu şiirdeki sembol kelimeler ve anahtar kavramlar çözümlendiğinde, o zamanki başkent İstanbul'un yerine, ileride kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olacak şehrin adı olarak Ankara ortaya çıkmakta ve Ankara’nın başkent olacağı tarih Hicrî takvime göre takriben bulunmaktadır. Yeni başkent olacak şehrin adı, ilk bakışta sanki anlamsızmış gibi mısraların arasına serpiştirilmiş harflerin birleştirilmesiyle şöyle ortaya çıkar:

    Efser’den, Türkçe “A” harfi karşığı (elif) A
    Nun’dan, Türkçe “N” harfi karşılığı (nun) N
    Kaf’dan, Türkçe “K” harfi karşılığı (kaf) K
    Resûl’den, Türkçe “R” harfi karşılığı (rı) R
    Hay’dan, (ismin “e, a” hâli karşılığı) (he) H (A)
    ANKARA
    Ankara adı Arap harfleri ile Osmanlıca yazılışında açık şekilde okunmaktadır.
    Müştâk Baba şiirindeki ilk mısrada Ankara’nın başkent olacağı yılı belirten sembolleri elf ve efser kelimeleri ile vurgular. Bu iki kelimenin ve harflerinin analizi, Arap alfabesi ile önemli olaylara tarih düşürme yöntemi olan Ebced hesabına göre şöyledir:
    elf............................................. 1000
    e (Elif)...................................... 1
    f (Fe)........................................ 80
    s (Sin)...................................... 60
    r (Rı)......................................... 200
    elf (1000) + efsr (341)........... 1341
    Müştâk Baba’nın şiirinde verdiği elf ve efser kelimelerine göre, Ebced hesabıyla çıkan tarih Hicrî 1341’dir. Ankara’nın başkent olduğu dönemde, Gregoryen esaslı Milâdî takvim, veya eski dille tarih-i efrencî, henüz yürürlüğe girmemiştir. Daha sonra, 1 Ocak 1926’da yürürlüğe girecektir. O dönemde, idarî işlerde 1 Mart 1333 (1917) tarihinde uygulamaya konulan Rûmî (Mâlî) takvim, dinî işlerde Hicrî takvim geçerlidir.

    Ankara, Rûmî 13 Teşrinevvel 1339 Cumartesi başkent olmuştur. Rûmî ve Milâdî takvimlerin yılları arasında 1917’den itibaren 584 yıl fark olduğu; ayların ve günlerin aynı olduğu kabulüne göre, Ankara’nın başkent olduğu tarih Milâdî 13 Ekim 1923 Cumartesi gününe tekabül eder. Hicrî ve Rumî takvimlerin yılları arasında, o yıllarda, Rûmî takvime göre yılın ilk yarısında 2 yıl, son yarısında 3 yıl fark vardır. Yani, Rûmî 1339 yılının başı Hicrî 1341 yılına tekabül eder; ancak, 13 Ağustos 1339’ da Hicrî 1341 yılı biterek, Hicrî 1342 yılı başlar. Yani, Ankara'’ın başkent oluşu Hicrî 2 Rebiyülevvel 1342 Cumartesi günüdür.

    Görüldüğü gibi, Müştâk Baba’nın Ebcedle verdiği 1341 yılının 12. ayı Zilhicce ile Ankara’nın başkent olduğu 1342 yılının 3.ayı Rebiyülevvel arasında takriben iki aylık bir zaman farkı vardır. Acaba, böyle bir hata gerçekten var mıdır? Yoksa, daha sonra 1333’de kabul edilen Hicrî ve Rumî yıllar arasındaki hesap yönteminden meydana gelen farktan dolayı mı zâhiren hata gibi görünmektedir?

    Burada, önemli bir ipucu, şiirindeki 4. mısrada kullanmış olduğu “iyd-i ekber” terimidir. Iyd (îd)-i ekber, bayramlar arefe günü ile başladığından, arefesi Cuma’ ya rastlayan Kurban Bayramı’na denir. Nitekim, Kurban Bayramı’nın arefesi Cuma’ya rastladığı takdirde, arefesi Arafat’ta geçirilen hacca da hacc-ı ekber denir. Bayramın iyd-i ekber olması için, arefenin Cuma; bayramın ilk gününün Cumartesi olması gerekir.
    Bazı yorumcular, Müştâk Baba’nın bu kavramı kullanarak Ankara’nın başkent olacağı yıl Kurban Bayramı’nın Cuma’ya rastlayacağını vurguladığını ileri sürerler. Müştâk Baba’nın, daha ileride tarihsel yıl bazında böyle bir fark çıkacağını tahmin ettiği için, Ankara’nın başkent olacağı yıl Kurban Bayramı’nın iyd-i ekber olacağını belirttiğini söylerler. Halbuki, Ankara’nın başkent olduğu gerek 1342 (veya gerekse 1341) yılında iyd-i ekber olmamıştır. O yıl, Kurban Bayramı daha önceki bir tarihe, 24 Temmuz 1923 Salı’ya rastlamıştır ve arefesi Pazartesidir. Zaten, o yıllarda, iyd-i ekber sadece 1337 ve 1345 yıllarında olmuştur. Bunun için, şiirdeki iyd-i ekberin takvimsel anlamından daha farklı sembolik yorumunun olması gerektir.

    İlk yorum, Ankara’nın başkent oluşunun ilânı gerçekten Cumartesi’ye, yani arefesi Cuma’ya rastladığına göre, o gün aslında Kurban Bayramı olmasa bile, Müştâk Baba’nın iyd-i ekber terimini sembolik anlamda kullanarak, Ankara’nın başkent olacağı günü ülke için büyük bayram sayabileceğidir. İkinci yorum, Müştâk Baba’nın Hacı Bayram Veli türbesini, 1832’de veya daha eski bir tarihte ziyaret etmiş olduğu günün, gerçekten iyd-i ekbere tesadüf etmesidir. Üçüncü yorum, Hacı Bayram Veli’nin velâyetteki kutsal kimliğinden yararlanarak, Müştâk Baba’nın ziyaret ettiği gün aslında iyd-i ekber olmasa bile, bu önemli günü kendi açısından büyük bayram kabul etmiş olmasıdır.

    Bunların içinde en gerçekçi görüneni, birinci yorum, yani Müştâk Baba’nın ileride Ankara’nın başkent oluşunu bir büyük bayram olarak değerlendirmesidir. Ama, diğerleri de üst üste gelmiş olabilir. Bütün bu yorumlara rağmen, Müştâk Baba’nın Ebcedle verdiği 1341 ile, Ankara’nın başkent olduğu tarih arasında, sadece iki ay kadar, gizemi şimdilik çözümlenemeyen bir hata varmış gibi görünmesi çok ilginçtir.

    Müştâk Baba’nın şiirinde, kimilerine göre, daha derin yorumlar da vardır. Örneğin, “Miftah-ı Sûre-i Kaf” la başlayan mısrada “Mim” ve “Kaf”, yani “M” ile “K” harfleri ile Mustafa Kemal’in; “Hay huy” la da İstiklâl Savaşı’nın açıklandığı söylenir.
    Müştâk Baba’nın şiirsel sembolik mesajını kimler çözümledi?
    İlk yorumlayan TBBM Birinci Dönem Konya Milletvekili ve müfessir Mehmet Vehbi Efendi’dir. Sonra, Trabzon Halkevi’nin çıkardığı İnan Dergisi’nin İkinci Teşrin (Kasım) 1937 tarihli 7. Sayısında, “Şair Müştâk” başlıklı yazıda şiir yorumlu olarak yayınır. Uzun yıllar sonra, 1972’de Mustafa Özkul’un kitabı; 1978’de Hekimoğlu İsmail’in Sûr Dergisi’ndeki makalesi; merhum Dr.Halûk Nurbaki’nin 1986’da Anadolu Mucizesi adlı kitabındaki yorumu; Muş İli 1992 yıllığındaki inceleme; 1997’de Mehmet Kemal Gündoğdu’ nun kitabı gibi eserlerle hâlen devam ede gelmektedir.
    Umarım ve dilerim ki, gönül gözü açık olanlar şiir üzerindeki tefekkürlerini müktesebatları oranında derinleştirerek, daha güzel ve daha anlamlı yorumlar yapmayı sürdürürler. Çünkü, “Her bilenin üzerinde, daha iyi bilen bir başkası bulunur.”
    Şimdi de konuyu Müştâk Baba’dan 400 yıl öncesine, Hacı Bayram Velî’ye getirelim. Müştâk Baba’nın makamını ziyareti sırasında ilham aldığı Hacı Bayram Velî, acaba “yeni inşa edilen kent” sembolüyle Ankara’yı mı müjdelemektedir.
    Anadolu Müslümanlığı’nın, adı Mevlânâ, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre ile anılan ünlü önderlerinden biri olan Hacı Bayram Velî (1352-1429), doğumu, yaşamının büyük kısmı, ölümü itibarıyle öz be öz Ankara’lıdır. Ankara ve Bursa’da eğitimini tamamlayıp müderris olmuş; Somuncu Baba lâkaplı Hâmid Aksarayî tarafından aydınlatılmıştır. Adını taşıyan Bayramiye’den, kendisinden sonra, Melâmiye, Celvetiye, vb kollar kurulmuştur. Hacı Bayram Velî’nin yazdığı ilâhiler arasından, aşağıda aktarılanı, sanki Ankara’yla ilgili; hatta Ankara’nın başkent olacağına ilişkin sembolik mesajlar vermektedir.

    Çalabım bir şâr yaratmış iki cihan âresinde
    Bakıcak dîdar görünür ol şârın kenâresinde
    Nâgehan ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm
    Ben dahı bile yapıldım taş u toprak âresinde
    Ol şârdan oklar atılır gelir ciğere batılır
    Ârifler sözü satılır ol şârın bâzâresinde.
    Şâkirdleri taş yonarlar yonup üstâda sunarlar;
    Çalabın ismin anarlar ol taşın her pâresinde.
    Ol şâr dediğim gönüldür ne delidir ne usludur
    Âşıklar kanı sebildir ol şârın kanâresinde
    Bu sözü ârifler anlar câhiller bilmeyip tanlar
    Hacı Bayram kendi banlar ol şârın menâresinde.
    Hacı Bayram Velî’nin gönül olarak tanımladığı “şâr”, bir anlamda neden Ankara olmasın?
    Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olacağını yüzyıl kadar önce sembolik dille müjdeleyen Müştâk Baba’ya ve ilhama vesile Hacı Bayram Veli’ye selâm olsun.
    Ankara'nın başkent olacağını 100 sene öncesinden bilmişti

    MÜŞTAK Baba'nın, Ankara'nın 1923 yılında başkent olacağını söylediği şiiri, orijinal diliyle şöyle:

    ‘Me'vá-yı názenine kim elf olursa efser / Lá-büdd olur o me'va İslámbol ile hemser // Nun ve'l-kalem başından alınsa nun-ı Yunus / Aldıkda harf-i diger olur bu remz ızhár // Miftáh-ı sure-i Kaf ser-had-i kaf tá kaf / Munzamm olunmak ister Rá-yı Resul-i Peyamber // Háy-ı huy ile áhir maksud oldu záhir / Beyt-i veliyyü'l-ekrem Elhác Abd-i ekber // Ey pádişáh-ı fehhám Sultan Hacı Bayram / Revhán ister ikram-ı Müşták-ı abd-i çáker'

    Şimdi, şiirin günümüz Türkçesiyle basit ama serbest tercümesini yapalım:

    ‘1000 mánásına gelen ELF sözü, güzeller beldesinin başına EFSER, yani tác olarak konursa, o belde İstanbul'dan farksız bir hále gelir. Sonra, Yunus Suresi'ndeki NUN ve Kaf Suresi'ndeki KAF harfleri alınır. Resul'ün, yani Hazreti Peygamber'in RI harfi de bunlara iláve olunmak ister ve maksad ‘háy-ı huy' sözündeki ‘HE' harfi ile tamamlanır. Ey anlayışlıların padişáhı olan Sultan Hacı Bayram! Senin bulunduğun o güzel belde, bu değersiz kul Müştak'tan hürmet istiyor!'

    Müştak Baba, şiirin ilk mısrasında ‘1000' mánásına gelen ‘elf' ve ‘tác' demek olan ‘efser' sözlerini veriyor ve ‘efser'in başına ‘elf'in iláve edilmesi gerektiğini söylüyor. Ebced hesabıyla 341 tutan ‘efser'e ‘elf'in, yani ‘1000' sayısının ilávesiyle, Ankara'nın başkent yapıldığı 1923'ün Hicri takvimle karşılığı olan 1341 tarihini elde ediyoruz.

    Şair, daha sonra beş mısrada sırasıyla ‘elif', ‘nun', ‘kaf', ‘rı' ve ‘he' harflerini veriyor. Bu harfler, bu sırayla yazıldıklarında ortaya ‘Ankara' kelimesi çıkıyor. Yani, Müştak Baba, ‘Ankara'nın eski harflerle yazılışı olan ‘A-N-K-R-H' harflerini sıralıyor, ‘Güzeller beldesi ve Hacı Bayram'ın memleketi olan Ankara, 1341 yılında başlara tác olacak ve İstanbul'dan -yani, şiirin yazıldığı zamanın başkentinden- farksız hále gelecek' diyor.

    Kehanet, Müştak Baba'nın yaptığı gibi, olayın yaşanacağı yerin adıyla ve tarihiyle işte böyle yazılır ama Nostradamus'ta bu şekilde tek bir ifade bile yoktur. Dolayısıyla, ithal malı káhinleri bir yana bırakalım ve bu işlere merakımız varsa, açık-seçik konuşan kendi káhinlerimizin söylediklerinin üzerine eğilelim beyler!

    Ankara'nın başkent olacağını 100 sene öncesinden bilmişti:

    MÜŞTAK Baba'nın, Ankara'nın 1923 yılında başkent olacağını söylediği şiiri, orijinal diliyle şöyle:

    ‘Me'vá-yı názenine kim elf olursa efser / Lá-büdd olur o me'va İslámbol ile hemser // Nun ve'l-kalem başından alınsa nun-ı Yunus / Aldıkda harf-i diger olur bu remz ızhár // Miftáh-ı sure-i Kaf ser-had-i kaf tá kaf / Munzamm olunmak ister Rá-yı Resul-i Peyamber // Háy-ı huy ile áhir maksud oldu záhir / Beyt-i veliyyü'l-ekrem Elhác Abd-i ekber // Ey pádişáh-ı fehhám Sultan Hacı Bayram / Revhán ister ikram-ı Müşták-ı abd-i çáker'

    Şimdi, şiirin günümüz Türkçesiyle basit ama serbest tercümesini yapalım:

    ‘1000 mánásına gelen ELF sözü, güzeller beldesinin başına EFSER, yani tác olarak konursa, o belde İstanbul'dan farksız bir hále gelir. Sonra, Yunus Suresi'ndeki NUN ve Kaf Suresi'ndeki KAF harfleri alınır. Resul'ün, yani Hazreti Peygamber'in RI harfi de bunlara iláve olunmak ister ve maksad ‘háy-ı huy' sözündeki ‘HE' harfi ile tamamlanır. Ey anlayışlıların padişáhı olan Sultan Hacı Bayram! Senin bulunduğun o güzel belde, bu değersiz kul Müştak'tan hürmet istiyor!'

    Müştak Baba, şiirin ilk mısrasında ‘1000' mánásına gelen ‘elf' ve ‘tác' demek olan ‘efser' sözlerini veriyor ve ‘efser'in başına ‘elf'in iláve edilmesi gerektiğini söylüyor. Ebced hesabıyla 341 tutan ‘efser'e ‘elf'in, yani ‘1000' sayısının ilávesiyle, Ankara'nın başkent yapıldığı 1923'ün Hicri takvimle karşılığı olan 1341 tarihini elde ediyoruz.

    Şair, daha sonra beş mısrada sırasıyla ‘elif', ‘nun', ‘kaf', ‘rı' ve ‘he' harflerini veriyor. Bu harfler, bu sırayla yazıldıklarında ortaya ‘Ankara' kelimesi çıkıyor. Yani, Müştak Baba, ‘Ankara'nın eski harflerle yazılışı olan ‘A-N-K-R-H' harflerini sıralıyor, ‘Güzeller beldesi ve Hacı Bayram'ın memleketi olan Ankara, 1341 yılında başlara tác olacak ve İstanbul'dan -yani, şiirin yazıldığı zamanın başkentinden- farksız hále gelecek' diyor.

    Kehanet, Müştak Baba'nın yaptığı gibi, olayın yaşanacağı yerin adıyla ve tarihiyle işte böyle yazılır ama Nostradamus'ta bu şekilde tek bir ifade bile yoktur. Dolayısıyla, ithal malı káhinleri bir yana bırakalım ve bu işlere merakımız varsa, açık-seçik konuşan kendi káhinlerimizin söylediklerinin üzerine eğilelim beyler!
     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 5 Haziran 2010