18 Mart Çanakkale Zaferi ile ilgili Şiirler

Şiirler bölümünde yer alan bu konu deep tarafından paylaşıldı.

  1. deep

    deep Harbi Aktif Üye

    Türk milletinin tarihindeki bir övünç kaynağıdır Çanakkale. Merhum Akif'in deyimi ile son ehl-i salib'in yani haçlı ordusunun bütün gücüyle hücumunu kıran kahramanlar orada şehit düştüler ve bize anlamı çok büyük bir miras bıraktılar. O miras ki vatan toprağıdır. O miras ki hürriyet ve istiklalimizdir.

    Bu kutlu zaferimizi en güzel anlatan şiirler de yine İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un kaleminden çıkmıştır.

    Her duyduğumuzda tüylerimizi diken diken eden o şiirle başlayım 18 Mart Çanakkale Zaferi Şiirleri'ne. Çünkü Çanakkale şiirleri arasında en muazzam şiirdir bu şiir.

    Çanakkale Şehitlerine

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
    Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
    Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
    Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
    Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
    Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
    "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
    Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
    Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
    Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy​

    Bir Yolcuya

    Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın
    Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
    Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

    Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
    Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda
    İstiklal uğrunda, namus yolunda
    Can veren Mehmet'in yattığı yerdir.

    Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
    Son vatan parçası geçerken ele,
    Mehmed'in düşmanı boğduğu sele
    Mübarek kanının akıttığı yerdir.

    Düşün ki, haşr olan kan, kemik eti
    Yaptığı bu tümsek, amansız çetin
    Bir harbin sonunda bütün milletin
    Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

    Mehmet Akif Ersoy​

    Çanakkale Türküsü

    Çanakkale bugün toz ile duman,
    Düşmanda imkan var mehmette iman,
    Alem görsün el mi bey midir yaman,

    Burada son söz türkün sözü olacak,
    Nefer şehit ordu gazi olacak..

    Çanakkale şahit düşmandan azdık,
    Diş ile tırnakla siperler kazdık,
    Her siperde ayrı destanlar yazdık,

    Halimiz şerefli mazi olacak,
    Nefer şehit ordu gazi olacak..

    Boğazda cihana karşı durmuştuk,
    Etten ve kemikten kilit vurmuştuk,
    Zabiti, neferi karar vermiştik,

    Vatan bugün bizden razı olacak.
    Nefer şehit ordu gazi olacak..

    Ozan Arif & Esat Kabaklı​

    Çanakkale Geçilmez

    Peygamber'den muştulu Anadolu yiğidi,
    Ana alnını öpmüş, baba vermiş öğüdü,
    Tetiklemiş onları, yavuklunun ağıdı..

    Suda balık, gökte kuş dua dua inliyor!
    Çanakkale geçilmez! Kulaklarda çınlıyor.

    Nice okul boşalmış, vatana asker gerek!
    Sevdayla çarpar sine, imanla dolu yürek!
    Ölum! Emrini almış, koşuyorlar gülerek..

    Melekler inmiş yere, Mehmetçiği dinliyor
    Çanakkale geçilmez! Kulaklarda çınlıyor.

    Kalp imanla çarpınca aklın, dilin susması,
    Durdurmuyor onları kurşunun kan kusması,
    Gencecik insanların şahadete koşması.

    İnancın zaferini bütün dünya anlıyor,
    Çanakkale geçilmez! Kulaklarda çınlıyor.

    Rahmet meleklerinin coşturduğu yürekler!
    Bu öyle bir iman ki dağları da sürükler,
    Top, tüfek, tanka karşı balta, kazma, kürekler.

    Emperyalist canavar neye çattı? Anlıyor
    Çanakkale geçilmez! Kulaklarda çınlıyor.

    Düşman kudurmuş gibi, göz dikmişler bu yurda!
    Taşa sor, toprağa sor 'Neler olmuştu orda?'
    Kanlı sırta dön de bak! Kan akıyor dağlarda.

    Bayrağımın rengini dünya tekrar anlıyor!
    Çanakkale geçilmez! Kulaklarda çınlıyor.

    Mermiler mermilerle çarpışıyor havada
    İslam'ın son bekçisi dağda, taşta, ovada
    Elde Kur'an, gözde yaş, bütün diller duada.

    İnancın zaferini bütün dünya anlıyor!
    Çanakkale geçilmez! Kulaklarda çınlıyor.

    Her karış toprağında bin bir şehit kanı var,
    Emperyalizme karşı dağ gibi imanı var,
    Bu destan bitmez ki hiç! Milyonlarca anı var.

    Alem selama durmuş bu zaferi dinliyor!
    Çanakkale geçilmez! Kulaklarda çınlıyor..

    Mehmet Ali Kulat​

    Çanakkale Zor Gündü

    Gemilerin gelip Çanakkale’ye
    Esaret tohumu ektiği gündü
    Seyit Onbaşı’nın derin sulara
    Kaşlarını çatıp, baktığı gündü.

    Kara gündü, acı gündü, zor gündü
    Zor da olsa elbet zafer Türk’ ündü
    Millet perişandı, millet yorgundu
    Sızlanıp içini çektiği gündü.

    Yiğitlerin candan serden geçerek
    Toprak için topraklara düşerek
    Şahlanarak, çağlayarak, coşarak
    Şimşekler misali çaktığı gündü.

    Şanımız yayılıp Gelibolu’ya
    Yıldızları saçıp, Anadolu’ya
    Kurtuluş topunu sürüp namluya
    Hürriyet tacını taktığı gündü.

    Üstümüzden atılarak zilletin
    El ele vererek bütün milletin
    Bir hurda top ile Koca Seyit’in
    Zulüm kalesini yıktığı gündü.

    Hürriyet harcıyla örüp kaleyi
    Milletçe bir olup, boğduk hileyi
    Tarih böyle yazdı Çanakkale'yi
    Haçın hilâle diz çöktüğü gündü...

    Hikmet Elitaş​

     
    Son düzenleme moderatör tarafından: 9 Ekim 2014